Kadın Hastalıkları ve Doğum

Rahim Kanseri

Rahim kanseri veya tıbbi literatürde “uterin kanser veya uterus kanserleri” denildiğinde rahim içini döşeyen endometriumdan (rahim iç zarı) kaynaklanan kanserler anlaşılır. Bu kanserlere “endometrium kanseri” de denir.

Kadınlardaki tüm kanserler arasında dördüncü sırada olup, aynı zamanda en sık görülen kadın üreme sistemi kanseridir. Rahim kanseri genellikle menopoz sonrası yıllarda ortaya çıkmaktadır. Genellikle 50-60 yaşları arasında görülür.

Rahim kanseri endometrium dokusunda geliştikten sonra kadın üreme sisteminin diğer organlarına da yayılma eğilimindedir. İlk önce rahim ağzı (serviks), tüpler ve yumurtalıklara doğru yayılır. Daha ilerlemiş hastalık durumlarında lenfatik damarlar aracılığı ile vücudun diğer bölümlerine atlar. Bir kanserin lenf veya kan yoluyla yayılması olayına “metastas” denir.

RAHİM KANSERİNİN NEDENLERİ NELERDİR ?

Çok eşlilik,
Cinsel temasın 20 yaşından önce başlaması,
Düşük sosyo ekonomik düzey,
Viral ve bakterial enfeksiyonlar,
Çok doğum,
Sigara içimi,
Vitamin C eksikliği,
Erkek eşin sünnetli olmaması,
Hastanın bağışıklığının baskılanması.

RAHİM KANSERİ GELİŞMESİNDEKİ RİSK FAKTÖRLERİ

Şişmanlık; böbreküstü bezlerinde üretilen hormonlar yağ dokularında östrojene çevrilir bu durum şişman olan kadınlarda endometrial kanser gelişme riskini arttırır.
Diabet ve hipertansiyon; bu hastalıkların fazla kilolu kadınlarda görülmesinin yanında diabet veya hipertansiyon problemi olan zayıf kadınlarda da endometrial kanser daha fazla görülür.

Menopoz

Menopoz bir hastalık değildir, her kadının yaşayacağı hayatının kaçınılmaz bir parçasıdır. Kelime anlamı olarak adet görmenin sonlanması olsa da kadının bu dönemde yaşadıkları ve hissettikleri bununla sınırlı değildir.

MENOPOZ SÜRECİ NASIL İLERLEMEKTEDİR?

Premenopoz : Menopoza girilmeden önceki yaklaşık 3 – 5 yıl boyunca adetlerin önce sıklaşması daha sonra aralarının açılması gibi düzensizliklerin yaşandığı dönemdir.
Perimenopoz : Genellikle menopoz semptomlarıyla birlikte, son adet döneminizden yaklaşık bir yıl önce başlar ve bir yıl sonra sona erer.
Postmenopoz : Menopoza girilmesini takiben östrojen düzeylerinin düşmesiyle beraber ortaya çıkan adetlerin kesilmesini takip eden dönemdir.

Menopozla birlikte tüm vücutta hormonal bir fırtına yaşanmakta ve kadın hormon metabolizması alt üst olmaktadır. Esas kadınlık hormonu olan Östrojen azalmakta ve östrojenin azalması ile birlikte tüm organlar bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Östrojen hormonu sadece doğurganlığınızı ve üremenizi düzenlemekle kalmayıp, aynı zamanda kemikleri sağlamlaştırmakta , damar sertliğine karşı korumakta, cildin esnekliğini muhafaza etmekte, bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve genel sıhhati arttırmaktadır.Menopozu; kadını kalp hastalıkları, hiperkolesterolemi, hipertansiyon, osteoporoz gibi hastalıklardan koruyan östrojen kalkanının sonu olarak da tarif edebiliriz.

Menopoz her toplumda farklı algılanma düzeyine göre tarif edilse de bütün dünyadaki kadınların hissetikleri hemen hemen aynıdır. Ateş basması, nedensiz terleme, çarpıntı, nedensiz bir endişe hali, çabuk öfkelenme, cinsel istekte azalma, uykusuzluk, baş ağrısı, vajinal kuruluk belirtilerinin hepsi bir hastada var olabildiği gibi bu belirtilerden sadece bir kaçı da hastalar tarafından dile getirilebilir.

MENOPOZDAN NASIL ETKİLENİRSİNİZ ?

Sıcak basmaları:
En uygun görülen menopoz semptomudur. Özellikle cildinizde ani ve rahatsız edici bir sıcaklık hissedebilirsiniz; yüzünüz kızarabilir, terleme ve çarpıntınız olabilir. Gece boyunca sıcak basmasının sık görülmesi aynı zamanda uykunuzun bölünmesine neden olabilir.

Odanın sıcak olması, stres, sıcak içecekler, özellikle kahve, alkol, baharatlı gıdalar gibi sebepler sıcak basmasını tetikleyebilir. Bunlardan kaçınarak sıcak basması sayısını azaltmanız mümkündür. Düzenli fiziksel egzersiz ve stresi azaltıcı gevşeme egzersizleri de daha iyi uyumanıza yardımcı olabilir.

Vajinal kuruluk:
Östrojenlerin fonksiyonlarından biri de cinsel organlarınızın olgunlaşmasını, kanla beslenmesini ve işlevlerini sürdürmesini normal olarak sağlamaktadır. Premenopoz sırasında östrojen seviyesinde görülen azalma özellikle vajinanın iç tabakası incelmekte ve kurumaktadır. Vajina kızarabilmekte, tahriş olabilmekte, kaşıntı gelişebilmekte ve dokular daha kolay hasar görebilmektedir. Buna bağlı olarak cinsel ilişki güç ve hatta imkansız hale gelir. Östrojen eksikliği aynı zamanda vajinada bakteri ve virüslerin üremesine neden olup buna bağlı enfeksiyonları geliştirir.

İdrar yakınmaları :
İdrar yakınmaları menopoz sonrası dönemde en sık görülen sorunlardan biridir. 45 ile 60 arasında kadınların yaklaşık yüzde 40’ı sık idrara gitme, tuvalete zor yetişme, tam boşaltamama ve idrarını tutama gibi problemlerden şikayetçidir.

Cilt ve saç sorunları :
Östrojen eksikliği, cildinizdeki esneklik ve sağlamlıktan sorumlu olan lifler olan kollajen ve elastinin azalmasına yol açar. Cildiniz kurur, kaşınır ve ışığa karşı duyarlılığı da artar.

Menopozda saçlar da incelir ve parlaklıklarını yitirir, kasıklardaki ve koltuk altındaki kıllar azalır.

Hormon tedavisi ile cildiniz ve saçınız bu olumsuzluklardan en az şekilde etkilenir. Östrojenler bağ dokusunu destekleyen kollejenin ve cildin pürüzüz ve esnek olmasını sağlayan elastinin üretimini arttırırlar ve aynı zamanda saçınızın direncini ve esnekliğini arttırırlar.

Yine menopoz döneminizde istenmeyen yerlerde kıl çıkması da görülebilir. Bu dönemde vücudunuz az miktarda erkek seks hormonlarını da üretmeye devam eder ve östrojen eksikliği nedeniyle erkeklik hormonu olan androjenlerin etkisi güçlenebilir. Bu nedenle çenenizde , göğüslerinizde ve bacaklarınızın iç kısımlarında kıllar çıkabilir ve bu duruma hirsutizm adı verilir.Erkek tipi saç dökülmesi de (kelleşme) görülebilir.
Doğal östrojenle birlikte bir antiandrojen içeren hormon replasman tedavisi tüm bu durumları engelleyebilir. (Bilgi için doktorunuza danışınız.)

Osteoporoz (Kemik erimesi) :
Osteoporoz, başlangıçta belirgin şikayetler veya ağrı olmayan ilerleyen sessiz ve sinsi bir hastalıktır. Osteoporoz genellikle bir kırktan sonra teşhis edilir. Fakat o zaman kadar önemli ölçüde kemik kitlesi kaybı meydana gelmiş olmaktadır. İlaç tedavisi ile osteoporozu önleyebilir veya kemik erimesini durdurabilirsiniz ancak önceden yitirilmiş olan kemik yeniden oluşamaz. Bu nedenle hastalık başlamadan önlenmesi çok önemlidir.

Uykusuzluk :
Menopoz sonrası ortaya çıkan uykusuzluk şikayetinizin en önemli nedenleri sıcak basmaları ve azalan östrojenin direkt olarak beyin fonksiyonları üzerinde yaptığı etkidir. Menopoz sonrası uykuda geçen sürenizin kısalması, gece uyanmalarınız, uykuya dalışta sorun yaşamanız östrojen eksikliğinin ortaya çıkardığı şikayetlerdir ve uygun bir hormon replasman tedavisiyle bu şikayetlerde düzelme sağlanır.

Kilo alma :
Menopoz sonrası yaşanan en büyük şikayetlerden biri de azalan hormonların etkisiyle yavaşlayan metabolizmanıza bağlı olarak kilo almanızdır.

Menopoz öncesinde genel yağ birikiminiz kalça ve uyluklarda iken, menopoz sonrasında vücutta androjenin daha fazla olması nedeniyle erkek vücut tipine yönelme yani bel ve göbek çevresinde yağlanma eğilimi gözlenir.

Kalça ve uyluklarda birikmiş yağlara ilave olarak, göbek bel çevresindeki yağlanma, bu dönemdeki kadınların kilo artışına ve vücut şeklindeki değişikliği neden olur. Göbek/kalça oranındaki artış, kalp damar hastalıkları açısından da risk faktörü oluşturmaktadır.

Meme Kanseri

Meme kanseri meme hücrelerinde başlayan kanser türüdür. Akciğer kanserinden sonra, dünyada görülme sıklığı en yüksek olan kanser türüdür. Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı bildirilmektedir. Erkeklerde de görülmekle beraber, kadın vakaları erkek vakalarından 100 kat fazladır. 1970’lerden bu yana meme kanserinin görülme sıklığında artış yaşanmaktadır ve bu artışa modern, Batılı yaşam tarzı sebep olarak gösterilmektedir. Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde görülme sıklığı, dünyanın diğer bölgelerinde görülme sıklığından daha fazladır.

Meme kanseri, yayılmadan önce, erken tespit edilirse,hasta %96 yaşam şansına sahiptir. Her yıl 44000’de bir kadın meme kanserinden ölmektedir.

Meme kanserine karşı en iyi koruyucu yöntem erken teşhisdir.

Meme kanserinin birçok tipi vardır. En sık rastlanan duktal karsinoma, memenin süt kanallarında başlar. Meme kanseri memenin dışına yayıldığında koltuk altındaki lenfatik nodüller en sık görülen yayılım yerleridir. Kanser hücreleri memenin diğer Lenf Nodlarına, Kemiğe, Karaciğer ve Akciğere yayılabilir. Her kadın meme kanseri gelişme riskine sahiptir. Gerçekte meme kanseri gelişen kadınların çoğunda risk faktörleri belli değildir.

Kürtaj

Kürtaj veya küretaj (halk arasında gebelik aldırma, bebek aldırma, kürtaş gibi isimler verilir) rahim içerisindeki gebeliğin çeşitli yöntemlerle alınması işlemidir. Kürtaj sadece istemli gebelik alınması için yapılmaz, düşükten sonra içeride kalan gebelik parçalarını almak için veya ölü gebelikleri, boş gebelik gibi durumları almak için de yapılır. Dış gebelik kürtaj ile alınamaz, ameliyat veya ilaç tedavisi gerekir. Aslında kürtaj sadece gebeliğin alınması için değil gebe olmayan hastalarda rahim içerisinden alınan materyaller için de kullanılan bir terimdir. D/C veya D&C şeklinde kısaltılabilir.Bu harfler Dilatasyon küretaj’ın kısaltmasıdır. Dilatasyon rahim ağzının genişletilmesi anlamında kullanılır. Rahim ağzının genişletilmesi rahim içerisine küretajı yapmak için gerekli aletleri (küret veya aspiratör, kanül) sokabilmek için gereklidir. Bu genişletme işlemi için ince çubuk şeklinde kalınlıkları giderek artan metal bujiler kullanılır. Çoğunlukla bu genişletme işlemi gerekmeden direkt ince plastik kanül rahim ağzından içeri geçirilerek kürtaj işlemi yapılabilir.

Kürtaj ne zamana kadar yapılabilir? Yasal süre nedir?

İstemli küretaj yani istemli olarak gebeliğin aldırılması, sonlandırılması ülkemizde yasal olaral 10 haftalık gebeliklere kadar mümkündür. Burada hamilelik haftası hesaplanırken son adetin başladığı tarihten itibaren hesaplanır ve ultrason ile teyid edilir.

Kimler kürtaj yaptırabilir?

18 yaşından büyük ve evli olan bayanlar eşlerinin imzası ile onay alınarak kürtaj olabilirler. 18 yaşından büyük ve bekar olan bayanlar ise sadece kendi rızaları ile kürtaj olabilirler. 18 yaşından küçük olanların evli veya bekar olsalar da anne-babalarının onayı gerekir. 15 yaşından küçükler ailelerinin izni dahi olsa kürtaj olamazlar, öncelikle durumun adli mercilere bildirilmesi gerekir. 10 haftadan büyük gebeliği olanlar onay verseler dahi yasal olmadığı için ülkemizde kürtaj işlemleri yapılamaz. 10 haftadan büyük gebeliklerde ancak bebekte ciddi bir doğumsal özür varlığında veya anne hayatını tehlikeye sokacak ciddi bir hastalık varlığında kurul kararı ile gebelik sonlandırılabilir.

Jinekoloji
Jinekolojik Kontrol ve amaçları

Amaç: Jinekolojik kontroller ülkemizde halen rutine yerleşmemiştir. Yani birçok kadın hala bir problemi olduğunda jinekologa gider. Bu kontrollerin amacı özellikle rahim ve yumurtalıklarla ilgili sorunları ortaya koymak ve varolan sorunların takip edilmesidir. Bilindiği gibi rahim ve yumurtalıklar karın içinde yerleşmiş organlardır ve sorunları her zaman bir belirti vermeyebilir. İlaveten her ay sürekli değişim gösteren bu organlarda erken devrede saptanan sorunların önüne geçilmesi daha kolay olmaktadır.

Ne zaman başlamalı ve ne sıklıkta yaptırılmalıdır ?

İlk adet kanaması olan kızların senede bir defa kontrolü yeterlidir. Evlenmiş veya cinsel yaşamı başlamış olan kadınlarda ise 6 ayda bir jinekolojik kontrol yaptırması önerilmektedir. Herhangi bir sorun açısından takip yapılıyorsa bu aralıklar hekim tarafından sıklaştırılabilir.

Jinekolojik kontrolde hangi organlar kontrol edilmektedir?

Jinekolojik muayenede vagina dış ve iç bölgesi, rahim dış kanalı, rahim ve yumurtalıklar kontrol edilmektedir. Ayrıca her jinekolojik kontrolde meme muayenesi(memede kitle ve sıvı gelmesi kontrol edilir) ve tiroid bezi(guatr açısından) kontrol edilmektedir. Senede bir vaginal smear testi yaptırılması önemli bir konudur. Zira cinsel hayatı başlamış olan kadınlarda bu test özellikle rahim dış kanalı kanseri açısından kolay, ucuz bir testtir. Her jinekolojik muayeneye ilaveten jinekolojik ultrasonografi yapılması da önemlidir. Çünkü özellikle klolu kadınlarda rahim ve özellikle yumurtalıkların normal büyüklükte olup olmadığını bildiren en önemli yöntemdir.

Kontrollerde hangi testler yapılmalıdır ?

Herhangi bir sorun saptanmamışsa senede bir vaginal smear testi ve ultrasonografi muayeneye ilaveten yapılabilir. Menopozda ve 40 yaş üzerindeki kadınlarda senelik mamografi de yapılmaktadır. Özellikle yakınlarında meme kanseri saptanan kadınlarda 30 yaşından itibaren periyodik mamografi yapılması önerilmektedir. Bunun dışında soruna yönelik testler hekim tarafından size önerilecektir.
Hamilelik

Hamilelik yepyeni bir hayata atılan ilk adımdır. 9 aylık gebelik süreci ardından gelen sorumluluklar ve çok daha fazlası bayanlar için yorucu olabilir. Hamilelik öncesi kendinizi hazır hissetmeniz gebeliğin en başlıca kuralları arasında yer alıyor.

Gebelik doğru zamanda doğru şartlar altında gerçekleştiği ve devam ettiği sürece, sağlığınız için çok olumlu bir biyolojik olaydır, bedeniniz ve ruhunuz yararınadır. Aksi durumda,az olasılıkla da olsa istenmeyen tatsız bir olayın başlangıcı olabilir.
Üreme çağına gelmiş her yetişkin bayanın gebe kalmasından daha doğal bir şey olamaz. Bu kadar doğal bir olayda nasıl risk olur diye hemen itirazı basmak isteriz. Fakat doğal olayların gelişiminde nasıl bazen felaketler yaşanıyorsa, bir gebelik sırasında da hastalığa yol açabilecek bazı riskler gebeleri beklemektedir. Bu riskler o kişinin genetik özelliklerinden kaynaklanabildiği gibi, gebe kalmaya karar verdiği yaşamakta olduğu çevre faktörleri ve doğduğu günden itibaren geliştirdiği yaşama, yeme ve içme alışkanlıkları ile de ilişkili olabilir.

Bir gebelik gelişimi sırasında, gebenin yaşamsal organları kendi bedenine ek olarak ayrıca büyümekte olan bir canlının yani bebeğin de hizmetinde olurlar. Başka bir deyimle gebelik ayları büyüdükçe, anne organlarına düşen yük de büyümektedir. Eğer gebelik öncesi belirti vermeyen bir hastalık varsa, gebelik olaylarının ilerlemesiyle ortaya çıkmaya, gebeyi ve bebeği riske etmeye başlarlar. Bu risk durumu fark edilmez veya fark etmekte gecikilirse ve tedavi edilmezse, gebeyi kolayca yüksek riskli bir gebe adayı yapacaktır. Yüksek riskli gebeden söz ediyorsak, kontrol altına alınmadığı takdirde annenin veya bebeğin yaşamını tehdit eder bir riskten bahsediyoruz demektir.

Bir gebelik sırasında en sık rastlanan ve korkulan risklerin başında, gebelikle gelen hipertansiyon ve şeker hastalığıdır. Bu hastalıkların ortaya çıkmasında kişinin genetik eğilimi olabileceği gibi, o kişinin gebelikten önce sigara içiyor, alkol alıyor, anormal kilolu ve yaşlı olması da kolaylaştırıcı faktörlerdendir. Ayrıca, kansızlık benzeri kan hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, tiroid bezi çalışma bozuklukları, böbrek ve karaciğer yetmezlikleri, akciğer hastalıkları, allerjik ve romatizmal hastalıklar gebelikte risk oluşturacak durumlardır. Bütün bunlar gebelik öncesi gebe adayı tarafından bilinmeyebilir ve gebelik süresi ilerledikçe görünür hale de gelebilir.

Hastalıklara ve detaylarına burada girmeye gerek yok. Bilinmesi gereken, gebe adaylarının gebe kalmadan önce kendilerini gebeliğe hazırlamalarıdır. İlk yapılacak iş yeme içme ve çevre düzenini gözden geçirmeleridir. Sigara ve alkol alışkanlığı varsa öncelikle bırakılmalıdır. İşlenmiş gıda alımından çok, doğal gıdalara yönelinmelidir. Normal kiloda değilse, nedenini araştırmalıdır. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanına görünerek, kendine ait olabilecek risk faktörleri neler, onların belirlenmesini sağlamalıdır.

Böyle bir başvuru aynı zamanda üreme organlarınızın da gebe kalmadan önce sağlıklı olduğunuzun onayı olacaktır. Gebelik öncesi kan ve idrardan yapılan size özel bazı testler, sizde ileride ortaya çıkabilecek bazı hastalıkları gösterebileceği gibi, gebelik sırasında düşük veya erken doğum yapacak veya bebeğinizi riske edebilecek bazı enfeksiyonların sizin tarafınızdan taşınıp taşınmadığını ve bağışıklık olup olmadığını da gösterebilir.

Gebelik sırasında en çok korkulan enfeksiyonlar, kızamıkçık ve toksoplasmosisdir. Gebe kalmadan önce, eğer daha önce geçirmediyseniz kızamıkçık aşısı olmanızda fayda vardır. Toksoplasmosis için bir aşı yoktur. Daha önce geçirilmediyse, kedi ve köpeklerden uzak durulmalı, çiğ et yenmemeli, sebze ve meyveler iyi yıkanmalıdır. Kızamıkçık konusunda da durumunuz belirsiz ise küçük çocuklardan uzak durmanız, gebelik planlamakta olduğunuz zaman önemlidir.
Unutmayınız, gebe kaldığınızı anladığınız en erken zaman, bebeğiniz beş haftalık sayılacaktır. Gerekli titizliğe, gebelik testi pozitif göstermeden haftalar öncesinde başlamak gerekecektir.

Frengi

Zührevi bir hastalıktır. Bulaşıcıdır. Tıp dilinde sifilis denir. frengili kadının doğurduğu çocuğa, doğuştan geçmesi şekli istisna edilirse; hemen hemen her zaman cinsel ilişkiyle geçer. Mikrop vücuda girdikten 3 hafta sonra belirtilerini göstermeye başlar. Mikrobun vücuda girdiği yerde, yani erkeklerde peniste, kadınlarda vajinada Şankr adı verilen bir yara meydana gelir. Bu yara dudakta, meme ucunda, makatta veya parmaklarda da görülebilir. Zamanla akıntılı bir yara haline gelip; çevresi kızarır ve sertleşir. Mikrobun vücuda girmesinden 6-12 hafta sonra hastada; baş ağrıları, ateş, boğaz ağrısı, deri döküntüleri ve iştahsızlık, görülmeye başlar. 6 ay sonra ise, mikrop vücudun belli başlı organlarına oturur. Tedaviye en kısa zamanda başlanması gerekir.

Doğum

Doğum; 20’inci gebelik haftasını dolduran bir bebeğin rahim dışına zarlar ve eş ile birlikte atılması olayıdır.Normal gebelik süresi son adet tarihinin ilk gününden itibaren 40 hafta olup 10 gün aşımı da olabilmektedir. 37’inci gebelik haftasından sonraki dönem beklenen doğum sürecidir.

Doğum kadının gebelik boyunca taşıdığı canlıyı zamanı gelince plasentayla birlikte dış aleme bırakması. Şüphesiz ki canlının dış ortama uyabilmesi onun mümkün ölçüde miada erişmesi, organ ve sistemlerinin yapı ve fonksiyon bakımından yeterli özellikler kazanmasıyla orantılıdır. Bu bakımdan normal doğum bebeğin olgunluğu ile paralel bir durum gösterir. Doğum, bütünüyle, ritmik ağrıların başlamasından, bebek ve eklerinin rahimden dışarı çıkışına kadar uzanan bir seri olayları içine alır.

Bebeğin doğuşunu sağlayan başlıca faktör, rahim adaleleriyle beraber ona yardımcı karın adalelerinin kasılmalarıdır. Normal doğum bu tabii güçlerin tesiri altında neticelenir. Bebeğin doğumu için tabii kuvvetler dışında bir gücün müdahalesine gerek duyuluyorsa “müdahaleli doğum”dan söz edilir.

Miadında doğum, takriben 38-40 gebelik haftalarının içindedir. Bu devreden evvel, 28-37 haftalar arasında sonuçlanan gebelikler “erken doğum” adını alır. 20-28 haftalarda sonuçlanan gebeliklere “immatür doğum”, yani olmamış doğum ismi verilir. 20. haftanın altında sonuçlanan gebelikler “düşük” olarak ele alınır. Birçok memleketlerde kanun gebelik süresini tesbit etmiştir. Bu süre bizim memleketimizde 300 gündür.

Doğum olayının yaklaştığını gösteren belirtiler:
1. Bebeğin başının aşağı düşerek karnın küçülmesi. Bu zamanda kadında solunumda bir rahatlama meydana gelir. Fakat mesaneye baskı arttığı için sık idrar etme hissi ve yürümede güçlük meydana gelir.

2. Doğum yolunda ifrazat artışı: Kadın doğum yolunda nemlilik hisseder ve pet kullanması gerekebilir. Bu, son haftada ortaya çıkan bir durumdur.

3. Son günlerde 100-1000 gr arasında bir ağırlık kaybı.

4. Nişan gelmesi: Doğumdan 24-36 saat önce hafif kanla karışık müküslü bir ifrazat gelir. Bu, rahim ağzının yumuşamaya ve genişlemeye başladığını gösterir ve doğumun yakın olduğunun belirgin işaretlerindendir.

5. Su kesesinin erken açılması: Bazı vakalarda su kesesinin erken açılması yakın bir doğumun belirtisidir. Zira zarların yırtılmasını çoğu kez 24- 48 saat içinde doğum ağrıları takip eder.

6. Yalancı ağrıların mevcudiyeti: Bazı kadınlarda doğumdan birkaç gün önce meydana gelen ağrıların bir kısmı hafif ağrı şeklinde karında hissedilir. Bu ağrılar çoğu kez barsaklarda gaz birikimi sonucu meydana gelir. Diğer erken belirtiler mevcut olmadığından yalancı ağrı ismini alırlar.

7. Ağrılı kasılmaların başlaması: Karın bölgesinde gebelik boyunca hissedilen ağrısız, düzensiz kasılmaların gebeliğin son haftalarında arttığı görülür. Bu kasılmaların rahim ağzını açmak ve yumuşatmak üzere ağrılı, düzenli ritmik seyir kazanması doğum süresinin başlamış olduğunu gösterir.
Aybaşı ve Adet

Ağrılı Aybaşı Hali

Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. Ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.

Aşırı aybaşı kanaması

Aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir.

Aybaşı düzensizliği

Aybaşı kanaması normal olarak 2-7 gün sürer. Normal olarak 28 günde bir görülen aybaşı kanaması, bazı hallerde vaktinden önce veya sonra da görülebilir. Nedeni; asabi krizler, hormon dengesizliği veya bünye zayıflığı olabilir.

Aybaşı kanaması azlığı

Aybaşı kanının normal miktarı sağlam kadınlarda 7-77 gram arasında değişir. Çoğunda 27-75 gram arasındadır. Ortalama miktar 50 gram kabul edilir. aybaşı kanının yukarıda belirtilen miktarlardan az olması, çoğunlukla ruhsal durumla veya kansızlıkla ilgilidir.

Aybaşı kanaması yokluğu

Genç bir kız buluğ çağına geldiği halde, aybaşı görmeye başlamamışsa, aybaşı yokluğundan söz edilir. Bu durum karaciğer hastalıklarından, kansızlıktan veya tiroit bezi bozukluğundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybaşı gören kadının da; kansızlık, karaciğer rahatsızlıkları, beslenme bozuklukları, veya tiroid bezi hastalıkları sonucu aybaşı kanamaları kesilebilir. Öte yandan aybaşı yokluğu, gebeliğin veya menapozun işareti olabilir.

Aybaşı kanamasının gecikmesi

Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir.

Aybaşı kanamasının uzun sürmesi

Normal aybaşı kanaması 2-7 gün devam eder. Bazı kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist olduğundan, yumurtalıkların üşütülmüş olmasından, sinir veya kalp hastalığından şüphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Adet

Rahim iç yüzeyinde her ay dölenmiş yumurtanın ( gebeliğin ), gelip yapışmasına ve buradan beslenmesi için damarlanmasını sağlayacak bir tabaka oluşur ve eğer döllenme yoksa bu duvar görevini tamamlayıp yerini alttan gelen yeni dokuya bırakarak dökülür, rahimden dolayısıyla vücuttan dışarıya atılır. Her ay bu işlem aynı şekilde tekrarlanır biz bu sürece menstürel siklus ? adet düzeni, işlevini yitirerek yerini yeni oluşan yapıya bırakıp dışarıya atılan bu dokuya da adet kanı, mentürasyon kanaması diyoruz.

Her insanın vücudundaki her düzenin birbirinden farklı olduğu gibi adet düzeni de kişiden kişiye göre farklılık gösterir.

Yıllardan beri yapılan çalışmalar ve elde edilen veriler sonucunda ;
-İdeal sürenin 28 ± 7 gün olduğu yani bir kanamanın ilk gününden, sonraki kanamanın ilk gününe kadar geçen sürenin en az 21 en fazla 35 gün olmasını normal kabul etmekteyiz.

-Ortalama menstürel kanama süresi de 5 ± 3 gün olarak kabul edilmektedir. Yani en az 2 gün, en fazla 8 gün süren adet kanaması normal sınırlar içindedir.

Kanamanın miktarı da önemlidir, bir adet kanması boyunca kaybedilen kan miktarı ortalama 40 ml olup, en fazlası 80 ml en azı 20 ml dir.(basitce üç ile beş pet normal kabul edilmektedir)

Bunların dışındaki kanamaları normal dışı kabul etmekteyiz ve bu anormal kanama dediğimiz kanamalar kadınlarımızın jinekolojik şikayetlerinin % 10 ila 15 ini oluşturmaktadır.
Anne Sütü
Anne Sütünün Önemi Ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Günümüzde yeni doğan bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesi önerilmektedir. Anne sütü bebek için en sağlıklı olan besindir. Uygun koşullarda gereksinim duyulduğu anı beklemektedir. Isıtma, soğutma, depolama, mikroptan arındırma için özel aletlere, biberon, emzik vb. aracılara ve temiz su kaynağına bağımlı değildir. Anne sütünde mikrop üremez, bozulmaz, hastalık kaynağı olmaz.

Anne sütünün bebeğe ve anneye faydaları:

Anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon hastalıkları daha az görülmekte, beyin gelişimi daha iyi olmakta, alerjik hastalıklar, ishal ve solunum yolu hastalıkları ve hatta ileri yaşlarda ateroskleroz, kanser ve multipl skleroz gibi hastalıklar daha az bildirilmektedir. Emziren annelerde ise meme kanseri, yumurtalık kanseri, osteoporoz ve kansızlık daha az görülmektedir.

Anne sütü özeldir:

Anne sütü her bebek ve her dönem için özeldir. Prematürelerde ve hayatın ilk günlerinde farklı yapıda bir anne sütü söz konusudur. İlk bir hafta memelerden “kolostrum” adlı süt gelir ve bebeği besleyici ve enfeksiyondan koruyucu özellikleri ön plandadır. Bunu ikinci hafta boyunca protein içeriği azalırken, laktoz, yağ ve toplam kalori içeriği artan “geçiş sütü” izler. Daha sonraki dönemlerdeki olgun anne sütü de emzirmenin başlangıcında karbonhidrattan, sonunda yağdan zengin olarak gelir.

Anne sütünün özellikleri:

Anne sütü özel yapıda, sindirimi kolay ve enfeksiyondan koruyucu nitelikleri zengin bir protein içeriğine sahiptir. Anne sütünde protein ve minerallerin inek sütüne göre daha az olması, sindirim ve böbrekler açısından bebeğin yüklenmesini önler. Anne üstündeki demir, çinko gibi minerallerin emilimi, inek sütüne göre çok daha fazla, örneğin demir için beş katıdır. Anne sütünde sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir sistemi için şart olan temel ve zorunlu yağ asitleri ise inek sütüne göre 8 kat olup, ilk 4 ay boyunca bebek tarafından sentezlenememektedir.

Anne sütü ile bebeğin beslenmesi:
İlk saatlerden itibaren bebeğin istekle, uygun koşullarda ve doğru teknikle emzirilmesi anne sütü ile bebeğin beslenebilmesi için en önemli koşuldur. Emzirme sırasında salgılanan oksitosin ve prolaktin hormonları memedeki sütün boşalmasını sağlar ve yeni süt yapımını uyarır.

Başarılı bir emzirme için her şeyden önce doğru kucaklama ve pozisyon alma gereklidir. Anne normal koşullarda rahat bir koltukta, sırtı dik olarak oturmalıdır. Bebek yüzü ve gövdesi aynı doğrultuda ve anneye dönük, başı gövdeye göre yüksekte, yani eğri bir çizgi oluşturacak şekilde anne tarafından kucaklanmalıdır. Bebeğin başı, annenin emzirilen göğsünün tarafındaki kolu dirsekten bükülerek, dirsek kıvrımının hemen önüne yerleştirilmelidir. Bebeğin altta kalan kolu anne ile bebek arasına girmemelidir. Bebeğin başına arkadan bastırılmamalıdır. Anne kolunun altı gereğinde bir yastık ile desteklenebilir.

Bebek uygun şekilde pozisyon verilerek kucağa alındıktan sonra alt dudağı meme ucunun altına gelecek şekilde bebek aşağıdan yukarıya doğru memeye yaklaştırılmalı, diğer elin dört parmağı memeyi alttan desteklerken başparmak üstte memeyi yönlendirmelidir. Anne meme ucunu bebeğin dudaklarına değdirerek emme için ağzını açmasını sağlamalı, bebek ağzını genişçe açtığında meme ucu ve çevresindeki kahverengi bölüm (areola) birlikte bebeğin ağzına verilmelidir. Bebeğin çenesi memeye dayanmalı, üstteki başparmak burnun tıkanmasını önlemelidir.